Kelaynaklar


Geçmiş bayramınız kutlu olsun !
İfadeyi sempatik bulup, gülümseyerek kabul edebilirsiniz, aynen öyledir zaten !
Ama arkasında hinlik var deyip, ikirciklenebilirsiniz de ! Vallahi haklısınız !
Çünkü şimdi okuyacağınız olgular , toplumun bayram falan diye yaşanan abukluklardan, tehlikelerden, zarar ziyandan ders almadığını, aynı teranenin devam etmekte olduğunu bir kez daha anımsatıp, işin neden ve nasıl düzelemediğine ilişkin ipuçlarını kapsıyor ! Kendimce açıklayayım !
Ben küçüklüğümde hem aile çevresinde hem de yaşadığımız mahallelerde sıkça görülen bayramları severim, özlerim, öyle olması gerektiğine inanırım.
O günlerde ülke ekonomisi gibi ailelerin de bütçeleri sınırlı idi, aslında kimsenin kimseden farkı yoktu, israf, lüks ya da aşırı tüketim bilinmez , tam tersine sinekten yağ çıkarırcasına tutumlu bir yaşamın her alanda izleri görülürdü.
Okulda yerli mallar haftası işlenirdi ama zaten hepimizin evlerinde kışlık erzak biriktirilen kiler, kendi turşusunu ya da tükenmezini kendi basan babaneler, yırtığını, söküğünü yamayıp yeniden kullanıma sokan anneler , hasılı bir tutarlı davranış bütünlüğü vardı.
Yeni bir giysi ya da ayakkabı bayramdan bayrama alınırdı, ağabeyin pantolonu ya da ceketi atılmaz küçüğe yaraşırdı. El öpenlere mendil ya da çorap verilirdi, ve herşey olağanüstü bir titizlik ve saygı ile değerlendirilip, kıymeti bilinirdi.
Her evde kurban kesilmezdi ama kurban etinin çok büyük bir bölümü layıki vechile dağıtılıp , sevabı , duası paylaşılırdı. Tabii bayramın hikmeti tam anlamıyla anlaşılır, sevilirdi.
Ama son yıllarda giderek kötüleşen ve yaygınlaşan bir davranış modeli tadımızı kaçırmaya başladı.
Özellikle ekonomik koşulları görece iyi ama kültürel hiçbir kazanımı ve yeteneği olmayan öyle bir insan tipi gelişmiş ki bazen gördüklerime inanamıyorum. Etrafınıza bakın bakalım, bu bayramın size uygun gelen nesini göreceksiniz ? Ne kurban kesmenin kuralları ve ritüeli biliniyor ne de içerdiği sosyal dayanışma amacı yerine geliyor !
Ayrıca bu işle hiç ilgisi olmayan , tüketim çılgını büyük bir kitle de 9 günlük tatil deyip üç milyon kişi ile Bodruma saldırıyor ! Ne trafik düzeni, ne pandemi kısıtları, ne şişirilmiş restoran faturaları ne de kendine bile saygısı olmayan zırzop takımının gürültüyü eğlence sanan aşırılıkları gereken toplumsal eleştiri ve tepkiyi üretemiyor !
Yaşanan saçmalık, kaza, arıza ya da üzüntü ve keder üreten olayları yazılı ve görsel basından okuduğunuzda benzer şeyleri düşünmediniz mi? Hepsini tek tek anlatmanın ne yeri ne de zamanı, ben sadece neden buralara geldik onu hatırlatmak istiyorum !
Eğer belirli bir refah düzeyinde, barış ve esenlik içinde yaşamayı öğretip, öğrenemezsek, demokrat, adil ve uygar bir sosyolojiyi yaratamayız ve güzel bayramlarımız da olmaz !
İşin püf noktası eğitim birliğinde, eğitim ve öğretim seferberliğindedir !
Onun için başlığı kinayeli yazdım !
Esenlik ve başarı dileklerimle,
Ayhan Baha Tuğsuz
24 Tem 2021, Ataköy
Dikkat, hala fırsat ve umut var !
Bu hafta sonu, 1-2 Aralık 2018 günleri SODEV in geleneksel “Sosyal Demokrasi Ulusal Sempozyumu II” etkinliği seçkin bir katılımcı grubunun katılımı ile gerçekleşti.
(Ayrıntılar için
http://sodev.org.tr/sd-ulusal-sempozyumu-ii-ozgecmisler/ a tıklayınız )
Öncelikle bu önemli etkinliğin hazırlanmasında emeği geçen SODEV ve FES vakıflarının yöneticilerini , tebliğ sunan akademisyenleri candan kutluyor ve teşekkür ediyorum. Umarım tartışılan konularla ilgili ayrıntılar en kısa zamanda yayınlanır ve çok daha büyük bir kitlenin erişimine açılır. Öğrenilecek çok şey var ! Bildirileri mutlaka okuyunuz.
Ben burada, sempozyum sırasında aldığım notları değerlendirip, bir özetini bilgilerinize sunmak istiyorum.
Katılımcılar , hem sosyal demokrat siyasetin inceliklerini hem de günümüz siyaset ortamında gelişen koşullarda yapılması ve yapılmaması gerekenleri yeniden hatırladılar. Yaklaşan yerel seçimler öncesi bu etkinlikten alınacak en önemli ders; kötümser duygu ve düşüncelerden uzaklaşıp, mümkün olan çözümler ve doğru adaylarla , yerel siyasetin tasarlanıp uygulanması gereğidir.
Özellikle küreselleşme olgusu ve neo-liberal politikalar günümüzde olağanüstü büyük sorunların birikmesine neden oldu. Popülist iktidarlar, niteliksiz siyasiler , aşırı otoriter, baskıcı uygulamalar, yolsuzluk alanları liberalizmin temel prensiplerinden vazgeçilmesi gereksinmesini artırmakta, farklı arayışlar ve çözüm önerileri yeniden gündeme taşınmakta.
Özellikle II. Dünya savaşı sonrası , hem liberal hem de sosyalist ekonomik uygulamaların yetersiz kaldığı alanlarda daha tutarlı ve etkin siyaset yapılabilmesi ve nihai olarak Sosyal Refah Devleti hedefine ulaşılabilmesi için gerek liberal gerekse sosyalist sistemlerin kabul edilebilir ve uygulanabilir politikalarından elverişli olanlar ile sosyal demokrat bir program ve siyaset pratiği oluşmuştur. Yani bir sentezdir. Amaç özgürlükler ve sosyal adalet gereksinmesine çözüm üretmektir.
Temel olarak Anayasa ve yasalar düzenlenirken haklar ve fırsat eşitliği gözetilir.
Devletin anayasal otoritesi tanımlanırken, kontrol, mülkiyet hakkı, bölüşüm, sosyal adalet, tam istihdam, büyüme, düşük enflasyon, emeğin korunması, tüketim, serbest rekabet kurumları tarif edilir, fırsat eşitliği, eğitim hakkı, sağlık hakkı, çalışma hakkı, sendikal haklar, sosyal güvenlik hakkı, barınma hakkı, sağlıklı çevre hakkı , anne, çocuklar, yaşlılar ve özürlülerin korunma hakkı gibi bireysel haklar da güvence altına alınır.
Sosyal Demokrat siyaset dünyada çok farklı şekil ve yaklaşımlar ile uygulanmaktadır. Ama yadsınamayacak bir gerçek şudur ki artık sol tandanslı politikalar olmadan sosyal adaletin tesis edilmesi ve halkların refah ve mutluluk içinde yaşaması mümkün görülmemektedir.
Şimdi sempozyum sırasında yapılan bir tespiti burada tekrarlamak ve dikkatinizi çekmek istiyorum.
Ne yazık ki ülkemizde sosyal demokrat bir parti yok ! Kendini sosyal demokrat diye tanımlayanlar var ama yaşadıklarımız ve gördüklerimiz, öneri ve uygulamaların sosyal demokrat siyasetten çok uzağında olduğumuzu işaret ediyor.
Partiler kendilerini yenileyemiyor , eleştiri ve yapıcı tekliflere kapalı, toplumla bağları giderek zayıflayan ve aşırı otoriter bir kısır döngü içinde kıvranıyorlar.
Ama bu durum sürdürülebilir değildir ve sosyal demokrat siyasetin doğru mecralarda ve donanımlı insanlarla yapılması halinde kısır döngünün kırılabileceği anlaşılmaktadır.
Toplumsal mutabakat ile oluşacak bir anayasa ile parlamenter sistemin yeniden tesisi, kuvvetler ayrılığı ve adil yargının cari olabilmesi için direnmek ve müdahale etmek gereği artık kaçınılmaz olarak geldi, dayandı.
Umutsuz olmaya hakkımız yok, doğru, tutarlı ve özverili insanların siyaset kurumuna taşınması , desteklenmesi gereği var !
Sonuçtan hepimiz sorumluyuz !
Saygılarımla,
Ayhan Baha Tuğsuz
03.12.2018, Ataköy
Yazar Sayfası:
Yazarın Köşesi:
/ Tarih: 3.12.2018 00:00:00 / Okunma = 31704

Hukuk mu, nasıl yani?
Uzun zamandır yazmıyordum, yazamıyordum çünkü giderek hızla bozulan siyasi ve ekonomik ortam öylesine kötü çıkarımlar yapmama neden oluyordu ki, bozulup vazgeçiyordum...
Ama son gelişmeler geçmişte yaşadıklarımızı, bugünü ve gelecekle ilgili öngörüleri bir kez daha düşünüp, sıralayıp, varsa alınması gerekli önlemleri sizlerle paylaşma ihtiyacımı tetikledi.
Şöyle ki:
Dünyaca ünlü ve saygın Prof. Dr. Daron Acemoğlu “Türkiyeyi krizden demokrasi çıkarır “ dedi ve beni can evimden vurdu.
Onu izleyenler aslında demokrasi ile kastettiği şeyin evrensel hukuk kuralları ve sağlıklı bir denetim ortamı olmadıkça ne ekonomik ne de sosyal alanda bir şey yapamayacağımız ve bu bataklıkta giderek daha dibe doğru gideceğimiz olduğunu bilirler.
O zaman nasıl bir hukuk düzeni ve neden?
Dinlediğiniz ya da okuduğunuz iktisatçılar birtakım rakamlarla ve teknik açıklamalar yaparak işin nasıl çözüleceğini anlatmaya çalışırlar. Ama sorun sade ve doğru anlatımla kaynak sorunudur.
Yani ülkemizde kronik bir tasarruf açığı vardır, üretim yetersiz ve yaratabildiği katma değer düşüktür, borçlanarak elde edilen kaynaklar savurganlıkla tüketilmektedir.
Son gelen verilere göre mevcut ekonomik düzenin sürdürülebilmesi için her yıl en az 50 milyar dolar taze para bulunması, mevcut 430 milyar dolar borcun da makul bir faizle yenilenmesi tartışılıyor. Burada rakamların büyüklüğü, niteliği ve aciliyeti değil neyi, nasıl yapacağımız önemlidir. İktisat ve finans uzmanları ayrıntıları zaten biliyor. Ama Daron Hoca bize ya da duyması gerekenlere ne söylüyor?
Mevcut siyasi rejim ile daha önce kurulmuş olan kurumsal yapı tamamen yıkılmıştır. Yani artık siyasi iktidarın kontrol ettiği kaynaklar, sınırsızca, sorumsuzca ve denetimsiz bir şekilde kullanılmakta ve geri dönüşü olmayan dipsiz bir kuyuda heba edilmektedir.
Halbuki ülkenin ihtiyacı olan kaynak yine batıdan ve artık sadece batıdan temin edilebilme durumundadır ve fakat nerede, nasıl kullanıldığı ve geri ödeme koşulları denetim ve teminat altına alınmak zorundadır.
Yani sizin; Merkez Bankanız bağımsız, Bankacılık otoriteniz saydam ve güvenilir, Maliyeniz denk, Sayıştay’ınız donanımlı ve etkin, Parlamentonuz soru sorup, izleyebilen durumda değilse rating - kredi değerliliği - alamazsınız, faiz çok fahiş olur ve zaten kimse de borç vermeye yanaşmaz.
Bunun için batı normlarına uygun, objektif ve güvenilir bir hukuk ortamı ve inanılır bir yargı sistemi gerekir. Yani evrensel hukuk ortamı. Bu da toplumun tamamını kucaklayan, tarafsız ve adil bir kurallar dizini ile olur.
Ama o zaman;
İhale kanununda 185 kere - rakam yanlış olabilir - değişiklik yapamazsınız,
Yandaşlara aklınıza esen fiyattan iş veremezsiniz,
Kamu kadrolarını şişirip, altlarına lüks makam arabası çekemezsiniz,
Mültecilere namütenahi para saçamazsınız,
Lüzumsuz, saraylar, köprüler, hava-alanları, kanallar yaptıramazsınız,
Örtülü ödenekten kime, ne verdiğinizi ve neden verdiğinizi saklayamazsınız...
Dünya ekonomik büyüklüğü içinde % l civarında yer tutan Türkiye ekonomisi artık yaratabildiği katma değerle -ki çok küçüktür- hızla rekabet şansını yitiriyor ve mevcut nüfus ve onun içindeki nitelikli insan kaynakları açısından da pek işe yarar bir görüntü vermiyor.
Eğer hızla yeni bir eğitim düzenine geçilip, donanımlı ve becerili gençler yetiştirilemezse zaten giderek fakirleşen ve paraziter bir hayata razı insan yığınları oluşacak...
İşte bunları derleyip toparlayacak, anlamlı bir sinerji yaratacak düzen ancak herkesin hakkını koruyacak ve gözetecek bir hukuk düzeni olabilir ki Daron Hoca – Demokrasi – derken galiba aklınızı başınıza alın, demokrasi olmadan hukuk neyim olmaz demeye getiriyor...
Eh şimdi ben iktisat analizi mi yapayım, finans tekniği mi anlatayım yoksa hızla kötüleşen enflasyon, resesyon ve hatta gelecek yıl muhtemelen stagflasyon ortamında nasıl ayakta kalırız sorunsalına reçete mi yazayım...
Moral bozucu bir ifade oldu ama gerçekçi olmalıyız. Yaşanan devalüasyon ile mevcut gelirimiz sabit kalacak ama önceki satın alma gücünü yitirecek. Enflasyon kontrolden çıkma eğiliminde ve geçen ay yapabildiğimiz harcamaları artık daha az veya hiç yapamayacağız.
Lütfen harcamalarınızı kontrol edin ve gereksiz kalemleri yok ederek tasarruf uygulamalarına başlayın.
Bir kısıntı ve/veya yokluk sürecinde gereksinmelerinizi nasıl karşılayacaksınız, plan yapın,
Borçlanmayın, mümkünse borçlarınızı azaltın çünkü yüksek bir faiz yükü ile karşılaşacaksınız,
İktidardan tanıdıklarınız varsa akıllarını başlarına devşirmeleri ve tekrar demokrasiye dönmelerini salık verin,
Muhalefetten tanıdıklarınız varsa onlara; ne kadar yetersiz, kof ve yararsız olduklarını, bu başa gelenlerin kusurunun yarısının da onlara ait olduğunu hatırlatın,
Her şeye rağmen umutsuz olmayın, esenlik ve sevgi ile kalın,
Saygılarımla,
Ayhan Baha Tuğsuz
Ataköy, 5/9/2018
Yazar Sayfası:
Yazarın Köşesi:
/ Tarih: 5.9.2018 00:00:00 / Okunma = 2153