21 Temmuz 2021 Çarşamba

BU BİR HABER YORUMDUR!


Değerli arkadaşımız Dr. Ali Mutlu Köylüoğlu'nun uzun zamandır üzerinde çalıştığı
“EVRENSEL TEMEL GELİR ve TÜRKİYE” konusu, geçen akşam Pera Müzesi Oditoryumunda kalabalık ve ilgili bir izleyici kitlesine sunuldu.
Ayrıca “FREE LUNCH SOCIETY” adlı Avusturya yapımı belgesel filmin gösterim öncesi TÜRKÇE alt-yazılı gösterimi de yapıldı. Doğrusu katılanlar; halen gösterime girmemiş bu belgeselin ayrıcalıklı seyircisi olmanın heyecan ve zevkini tattılar.
Günümüz dünyasının hızla gelişen gündeminde, giderek önem kazanan konuyu hem buradan da duyurmak hem de düşüncelerimi sizlerle paylaşmak için yazıyorum.
Öncelikle belirtmeliyim ; “EVRENSEL TEMEL GELİR TÜRKİYE “  ve “BİR ŞEY YAPMALI” adlı faaliyet gurupları ile ilgili kaynakça adreslerini en altta bulacaksınız ve hem konuyu daha derinlemesine anlamak hem de ileride karşılaşılacak olayları değerlendirebilmek için mutlaka okumanızı sağlık veririm. Ben sadece, Sayın Dr. Ali Mutlu Köylüoğlu nun hazırladığı sunumdan birkaç önermeyi buraya koyup, şimdilik önemli gördüğüm başlıklar üzerinde birkaç şey söylemek isterim.
İki önemli önerme var:
1- Evrensel Temel Gelir, tüm vatandaşlara, her bir bireye, herhangi bir sınırlama, ayrım veya şart olmaksızın, temel ihtiyaçlarını karşılayabileceği miktarda parasal büyüklüğün, koşulsuz bir şekilde ve başka gelirlerinden bağımsız olarak, ömür boyu düzenli ödenmesidir.
2- İnsan hakları Evrensel Beyannamesi, Madde 25, birinci paragrafında da ; “Herkesin kendisinin ve ailesinin sağlık ve refahı için beslenme, giyim, konut ve tıbbi bakım hakkı vardır. Herkes, işsizlik, hastalık, sakatlık, dulluk, yaşlılık ve kendi iradesi dışındaki koşullardan doğan geçim sıkıntısı durumunda güvenlik hakkına sahiptir. “ denilmektedir. Yani doğal bir insan hakkıdır.
Yani yapılan çalışmaları açıklayan sunum ve film kamuoyunu bu yönde oluşturmaya yöneliktir. Dolayısıyla benim aşağıda tartıştığım konu bu işin içerdiği zorluklar, riskler ve engellerle ilgilidir.
Şöyle başlayalım:
Sadece ülkemizde değil dünyanın her yerinde, büyük insan yığınlarının, yaratılan refahtan giderek azalan ve yetersizleşen pay alması, gelir yaratabilme ve asgari yaşam koşullarını sağlayabilmekte zorlanması ve geleceğe ilişkin umutların hızla yok olması, dehşetengiz bir görüntü olarak tartışılmakta. Bunun nedeni olarak teknolojik gelişmeler, otomasyon, robotlar ve özerk sistemlerin her geçen gün daha çok devreye alınması, mesleklerin hızla kaybolması ve işsizliğin artması gösteriliyor.
Kapitalist, neoliberal sistemin politikaları, kullandığı finans-kapital araçları, son dönemde, ekonominin bütün alanlarına saldırarak verimliliği ve  dolaysıyla kar payını artırma hırsı, yaratılan katma değerin yeterince vergilendirilmeden tek elde toplanmasına ve büyük bir gelir dağılımı adaletsizliğine neden olduğu yadsınamaz bir gerçek.
Tabii olayın farkında olan aktivistler, araştırmacılar, ekonomistler ve siyasiler bu açmazın giderek daha büyük sorunlar yaratacağını ve hatta sistemin çökmesine bile neden olabileceğini öngörüyorlar, “UNCONDITIONAL UNIVERSAL BASIC INCOME” (Şartsız evrensel temel gelir) konsepti etrafında ne-niçin-nasıl diyerek çabalıyorlar.
Bu gelmekte olan yıkıcı dalgayı durdurur mu, yavaşlatabilir mi ya da çözüm nasıl olacaktır önümüzdeki dönemde göreceğiz. Burada esas olan, gelir dağılımındaki adaletsizliğe karşı hiçbir savunması ve güvencesi olmayan düşük gelir guruplarının, işsizlerin ve hatta tüm sosyal katmanların korunması, yaşama tutunabilmek için asgari geçim koşullarının sağlanması fikridir. Önerilen çözümler hangi nitelik ve/veya nicelikte olsun mutlaka siyasi iradenin kabul ve oluruna bağlıdır, nihai karar öyle oluşacaktır. Ayrıntılar önümüzdeki dönem tartışılarak ve hatta çatışılarak daha net ve görülebilir olacaktır. Ama hedef; zaten mevcut olan fakirlik, gelir dağılımı adaletsizliği, eğitim ve refaha erişmede fırsat eşitsizliği gibi zorlukların aşılabilmesi için bir önemli aşama olarak, doğru görülmektedir.
Bir başka provokatif görüş ise, kapitalist sistemin bu süreci zorlanarak karşılayacağı, sistemin çökmemesi için katlanılması gerekli maliyete razı olunması ve mal satılacak tüketici kitlesinin finanse edilmesi gerektiği, mevcut varlığından vazgeçmeden süreci yaşatacak, asgari maliyetteki çözümlere ait benzeri önerilerin  bilerek maniple edildiği ve hatta ortama böyle fikirlerin sızdırıldığı şeklindedir.
Önümüzdeki dönemde yaratılan katma değerin daha adil bölünerek, işini kaybeden ve geliri olmayan kitlelere asgari bir ödenek tahsis edilebilmesi için yeterli oranda vergilendirilmesi demektir. Bu siyasi otoritenin toplumdan gelen istek ve baskılara rağmen finans kapitalin razı olduğu düzeyi aşabilir mi? Büyük sorun!
Burada aklıma Pareto, Vilfredo'nun 19.yüzyıldaki yaklaşımı geldi! İktisat, işletme ya da mühendislik eğitimi almış olanlar hatırlayacaklardır. Burada yeniden açıklamama gerek yok ama ilgili bilgi özetleri aşağıdaki url lerde var. Lütfen bir kez daha hatırlayınız!
Bu üstat, (1848–1923, İtalyan neoklasik iktisatçı ve sosyolog) ; daha 19. Yüzyılda ekonomik süreçlerin bazı çarpıklıklara ve açmazlara neden olduğunu Pareto Analizi denilen bir yöntemle, grafiksel olarak açıklamış 80/20 kuralı denilen bir formülü literatüre geçirmiş idi! Yani Kapitalist düzenin akıl almaz hırsı ve şuursuz egosu, en uygun bölüşüm denklemini zorlayarak, sistemin ve belki de kendilerinin de çöküşüne neden olacak, ya da yeni bir değerler dizisi değişikliği ile refahın daha adil, güvenilir ve sürdürülebilir bir şekilde yürütülmesinin önü açılacak. Ama nasıl?
Sunumu dinlerken, ister istemez düşündüğüm diğer riskler ve sorunları buraya yazıp, canınızı sıkmaya gerek yok! Bu işle uğraşan teknisyenler, sorunu açıklamak için sadece ekonomistleri değil, sosyologları, hukukçuları ve en önemlisi siyasetle ilgilenen hazretleri ikna etmeliler.
Sözü edilen teknolojik, robotik, tam otomatize üretim süreçlerinin neden olacağı sosyolojik değişim önümüze çok büyük sorunlar ve engeller çıkaracak ve eğer hazır olmazsak “işini bilmeyen çavuşlar ..! “” misali çözüm üretme kapasitemizi de yitireceğiz!
Maksat dikkatinizi çekip, en az bilgi ile bile olsa, yaşanacak siyasi tartışmalarda doğru tarafta yer alınmasını  sağlamak, soru ve alternatif çözüm üretecekleri, doğru adrese yönlendirmek.
Umarım işe yarar,
Saygılarımla,
Ayhan Baha Tuğsuz
Ataköy, 13.12.2017
 Kaynakça:
“FREE LUNCH SOCIETY” Tanıtım Filmi Internet : https://youtu.be/nw22w3P3gTg
“Basic Income Earth Network”  http://basicincome.org/
Unconditional Basic Income Europe https://www.ubie.org/
https://www.facebook.com/Evrensel-Temel-Gelir-T%C3%BCrkiye-1767659223506926/
Pareto Optimumu http://www.wikiturk.net/Madde/18792/pareto-optimumu
Pareto http://paretoanalizi.blogspot.com.tr/

Yazar Sayfası: Yazarın Köşesi:  / Tarih: 13.12.2017 00:00:00 / Okunma = 6583

Bu zorlama bir yazıdır, kusurları affola !


Sevgili dostlar,

Bu sitede yazı yazmak sandığınız gibi kolay değil! Hem günceli yakalayacaksınız hem herkesin söylediğini tekrarlamayacaksınız hem de dikkatli ve özenli okuyucunun beğenisini kazanacaksınız, pes yani!

Ama ben yine de bir yerinden başlayayım dedim, bilgisayarımın başına geçtim, önce makineye sonra kendime çeki düzen verdim, şöyle bir niyet ettim!

Gündem almış başını gidiyor, savaşlar, ateşkes ihlalleri, terörist saldırılar, mülteci sorunları, seçimler, seçim ve referandum hazırlıkları, ekonomik sorunlar, küresel ticaret sarmalı, müzakereler, OHAL, engellemeler, yüksek perdeden tehditler, hamasi nutuklar, yalan, dolan, hırsızlık, düzen eleştirileri ya da düzen değişikliğine dair bir sürü palavra, bilen de konuşuyor, bilmeyen de!

Siyasilerin; her türlü edep, haya, onur ve haysiyet bariyerini aşan davranış bozuklukları, diplomasinin d sinin bile  yok sayıldığı girişimler!

En iyisi gündemi aşan bir düzleme sıçramaya çalışmak, neyin, nasıl yapılacağını değil, yapılması gerekeni anlatmak uygun olur diye düşündüm, tuşlara meyil eyledim!

Öncelikle herkes gibi ben de sabahtan beri 18 Mart 1915 Çanakkale Zaferi kutlamaları sırasında, birçok bilgiyi tazeledim, belgesel izledim, hem yaşantımızı borçlu olduğumuz kahramanlarımız için üzüldüm hem de onları takdir ve şükranla yad edip,  yaşanan zorlukları dehşet içinde hatırladım. Zorlanmamın nedeni de böyle bir başarıyı yüksek dirayet ve cesareti ile gerçekleştirmiş olan Mustafa Kemal Atatürk'ümüze; ilgililer tarafından gerekli saygı ve sevginin gösterilmiyor olması adeta tarihimizden silinmeye çalışıldığını görmem !

Cahilce ve aptal bir siyasetle yapmaya çalıştıkları bu haksızlık elbet bir gün cevabını alacak, bütün dünyanın kabul ettiği bir gerçeğin saklanması mümkün değildir, başaramayacaklar, biz Atatürk çocuklarıyız, Atatürk’ün askerleriyiz, zamanı gelince gereğini yaparız!

Bu vesile ile hatırladığım öz deyiş tam da günümüzü tarif ediyor!

Ümitsiz bir durum yoktur, ümitsiz insan vardır!

İçinde bulunduğum ve çalışmalarına katıldığım birçok topluluk, yaşadığımız kaos ortamından çıkabilmek için seçeneklerini düşünüyor, bilgi ve becerilerini tazelemeye, güçlendirmeye ve gelecek için hazırlıklı olmaya çabalıyor!

Görünen o ki toplumumuzun büyük çoğunluğu yaşananlardan, kötü yönetim, cehalet ve kötü niyetten kaynaklanan cesaretle yapılan haksız ve adaletsiz uygulamalardan rahatsız ve müşteki. Ama bununla nasıl başa çıkılacağını, akıbetinin ne olacağını bilemiyor ve endişe ediyor! Üstüne bir de gerzek medyanın yanlı propagandası da eklenince “”yandı gülüm keten helva”” !

İşte burada; yapılması gereken nedir?

Biz, siz, bizim gibi düşünenler belirli bir fikir, öneri, ya da ortak akıl ile erişilebilecek bir ülkü etrafında toplanıp eylem birliği yapabilirsek başarabiliriz.

Bu nasıl olacak, mümkün müdür, kim veya kimler öncülük edecek, vakit var mı, ya da benim aklıma dahi gelmeyen bir çok soru cevapsız gibi duruyor!

Ama değil!

Yapmanız gereken sizin gibi düşünenlerle iletişime geçmek, ülkü birliği oluşuyor ise eylem birliği için önerileri almak, disiplinli ve kararlı olmak!

Sosyal medyayı takip ediyorsanız biliyorsunuzdur, benzeri ereklerle hareket eden, demokratik hak ve özgürlüklerini kullanmaya çalışan, protesto eden ve hakkını arayan birçok Sivil Toplum Kuruluşu ve/veya platform var. Bunlardan birisi ile temas halinde olmanız bile ümidinizi yeşertecek, tutumunuzu değiştirmenize neden olabilecektir.

Zaten onlar da sizin gibi düşünüyor, bir şeyler yapmak gereğini hissediyor ama durağan değiller, güçlerini birleştirmeye başlamışlar, hedefe yönelmişler! Sizin katkınız güç verecektir!

Bu önerimi lütfen bir kez daha düşünün ve etrafınıza daha dikkatle ve ilgi ile bakın! Doğru anlayıp, güçlü destek verin ki başaralım!

Önümüzde bir referandum var ve gelecek sizin vereceğiniz kararla şekillenecek! Sorumlu davranmadığınızda şikayet ve nedamet hakkınız olmayabilir. Benden söylemesi!

Esenlikler ve başarılar dileklerimle,

Saygılar,

Ayhan Baha Tuğsuz

18 Mart 2013

 

Göze alınamayan maliyet : BREXIT!


Bugün 23 Haziran 2016, dünya siyasi ve ekonomi tarihinde ilginç bir dönüm noktası ! Bildiğiniz gibi Brexit kısaltması “Britain to exit EU­ Britanyanın AB topluluğundan ve bağlayıcı anlaşmalarından kurtulma ya da devam etme sorunsalının halk oyuna sunulması” ve tabii muhtemel sonuçları uzun zamandır tartışılıyor.

Hepimiz olaya taraf olan ya da olmayan çevrelerin açıklama, yorum ve itirazlarını bol bol dinledik, üzerinde düşündük, tahmin yaptık ve hatta belki de oylama sonucunun yaratacağı parasal etkileri öngörüp spekülasyona bile başladık ! Mübarek olsun!

Ben de hasbel kader işi takip edenlerden biri olarak durdum durdum , son gün, oylama sonucu resmen açıklamadan önce şöyle bir döküm yaptım. Maksat bu tarihi günün anlam ve önemini vurgulamak değil, biraz teknik, biraz politik, biraz dramatik biraz da mizahi bir özet çıkartıp, olay sonrası çıkacak karmaşaya nasıl yaklaşmalıyız, bize yansıyan sonuçlarından etkilenir miyiz ya da etkileri en aza nasıl indiririz anlamaya çalışmak!

 Şimdi bir liste yapalım ve meşhur swot analizimizi kurgulayalım:

Olayın tarafları:

UK ( Birleşik Krallık)

EU ( AB Avrupa Birliği)

Üye Devletler

Üye Olmayan Devletler,

İngiliz Halkı (Referanduma katılıp karar bildirenler )

Göçmenler (Serbest dolaşım hakkı ile İngiltere'de yaşayanlar)

Sığınmacılar ( Savaş ya da başka bir nedenle İngiltere'ye gelip işsiz güçsüz ne olacağı belirsiz insanlar)

Politikacılar ( İktidar ya da muhalefettekiler)

Diplomatlar ( AB karşıtı)

Bürokratlar (AB yanlısı ve özellikle Bruxelles de yaşayanlar)

Ekonomistler,

Uluslararası ticaret, sanayi ve taahhütlük firmaları

Bankacılar,

Yatırımcı veya spekülatörler

İşçiler

ABD

ÇİN

PUTİN

 

Görüldüğü gibi bu analizi yapmak için eldeki veriler çok karmaşık, değişkenlik arz eden, görece fayda ve riskleri barındıran size göre iyi bana göre kötü birçok parametreyi (değişken ) barındırıyor. Hele İngiltere Başbakanı David Camerun un iki yıldan beri hem işi referanduma götürüp hem de çelişik bir takım politikalarla tarafların aklını karıştırması , çıkacak sonucun çok az kişiyi tatmin edecek bir karara varacağımızı gösteriyor . Son zamana kadar anketler 49/51 gibi belirsizliği ve dolay siyle huzursuzluğu had safhaya çıkardı, hoş anket yapılırken soruyu hangi denek kümesine yönelttiğiniz de ayrı bir sorundur, kimse sonuçtan emin olamaz !

Hatırlayabildiğim kadarı ile en büyük itiraz konuları, AB üyeliğinin büyük mali yüküne karşın sağlanan faydanın az olması, Çok ağır ve bağlayıcı mevzuat, kötü bürokrasi, istenmeyen sığınmacılar, güvenlik...



Bu fotoyu işe biraz şaka karıştırmak için koydum. Yani şimdi , masaya oturup, kahvenizi, kalem kağıdınızı alıp, yukarıdaki değişkenlerle ilgili somut verileri tabloya dökerseniz ne çıkar ?

Tabii yarın açıklanacak sonuç çıkmaz!

Zaten söylemek istenen de bu.

Yani İngilizler oy verirken, benim yaptığım gibi yapmayacak, herkes AB üyeliğinin kendine ne katıp katmadığına bakarak şöyle diyecek, Başbakan Cameron, "Artık Britanya halkının kendi sözünü söyleme zamanı geldi. Avrupa sorusunu Britanya siyasetinde çözme zamanı geldi" deyip 2016 başından beri İngiltere nin AB üyeliğinin şartlarının değişmesi ve eğer Birleşik Krallık birlikte kalmaktan yana oy kullanırsa, ülkeye özel bir statü verecek olan anlaşmanın anında devreye girmesini sağlayacak bir süreci zorluyor! BREMAIN (Britain remain in EU)

Sorunlu madde ise göçmen konusu. Bu madde, AB ye üye ülkelerden İngiltere ye gelen göçmenlerin devlet yardımından yaralanmasına fren sistemi konmasını ve İngiltere nin kendi yasalarını düzenleme konusunda daha fazla kontrole sahip olması, AB ye her yıl yaptığı ödemenin durması, Euro para birimine asla geçmemek gibi kriterler de içeriyor.

Yani şartlar elverirse devam !

Muhalifler ise bugüne kadar yaşanan sürecin İngiltere'ye ve İngilizlere bir fayda sağlamaktan çok külfet getirdiğini, artık bu nikahtan ve edimlerden hemen kurtulmanın şart olduğunu düşünüyorlar.

Diğer bütün oyuncular mesela göçle gelenler, tarım sektörü, çiftçiler ve çalışanlar, finansal piyasalar kendi özel durumlarına göre, ya iş sarpa sararsa, piyasalar bozulup, küçülürse, fiyatlar fırlarsa, işsiz kalırsak ya da maliyetler küresel rekabete izin vermez Pazar kaybedersek diye hesap yapmaya çalışıyorlar.

ABD, Almanya , Japonya ve Çin AB de kalınması yönünde görüş bilirdiler. Putin in görüşlerini açıklayan kanallar ise İngiltere'nin AB den ayrılmasının Rusya için daha iyi olacağını, kalan ülkelerle daha etkin bir Rusya diplomasisi uygulanabileceğini söyleyip Brexit kampanyasını desteklediler. Ah bir çıksalar da AB yi daha fazla karıştırıp, yönetsek hayalleri şaka değildi.

Ekonomistler, akademisyenler, siyaset ve finans uzmanları ise bir sürü karmaşık analizi açıklamaya çalıştılar, eveleme­/geveleme yaparken aslında hiçbir şeyin doğru dürüst hesaplanamadığını , Brexit e evet denilmesi halinde çok çalkantılı bir döneme girileceğini, iki yıllık bir gelecekte akla hayale gelmeyen bir çok rahatsızlık yaşanacağını, AB projesinin çökebileceğini, inanılmaz mali zararlar doğabileceğini kalınması halinde ise artık hiçbir şeyin bugünkü gibi olamayacağını anlatmaya çalıştılar.

Eh şimdi ben size ne diyeyim ?

Benim anladığım kadarı ile asıl sorun Bruxelles ! Orada bu işleri yürütmekle görevli diplomat ve bürokratlar işi öylesine ağdalı, zorlayıcı, engelleyici, ulusal hak ve menfaatleri hiçe sayan bir süreç yaratmışlar ki artık sadece İngilizler değil herkes rahatsız! Sonuçta , bu işten fayda umulurken , giderek daha da büyüyen bir sorunlar yumağına mı dönüştü ? Kuşkusuz son yıllarda yaşanan savaş ve terörizm olayları, yerinden yurdundan olan insanların Avrupa'ya doluşmaya çalışması, kültürel ve inanç farklılıkları bu hesapları hemen öncelikli hem de daha da içinden çıkılmaz hale getiriyor. İngiltere bu gelişmelerden en az maliyet alan bir ülke iken hatta (kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez mantığı ile ) mali yükümlülüklere kerhen katlanıyorken neden birden bire bu referandumun sonuçlarını tartışıyoruz ?

Ben yine rotayı kaybeder gibiyim ! Dünyanın bu kadar sorunu varken ve çözüm için ne mazlum milletler ne BM ne de ortak aklı üretecek birkaç iyi niyetli devlet adamı bulamıyorken, Brexit ? Sizi bilmem ama ben sonucun daha iyi sonuçlar elde edilebilmesi için işi İngilizlere bırakmanın, Milli Takımın guruptan çıkma ihtimalini rakip takımın atacağı gole bırakmak gibi olduğunu düşünüyorum. Tabii fiyasko ! 

İngilizler şöyle der : “No pain­ - no gain” Acı yoksa ekmek de yok !

Saygılarımla,

Yazar Sayfası: Yazarın Köşesi:  / Tarih: 23.6.2016 00:00:00 / Okunma = 2808

1 NİSAN ŞAKASI (April Fools Day)



Günaydın,

Bu sabah beklenen bir haber ile uyandık ! GSM de 4,5 G teknolojisi uygulanmaya başladı! İlk görüşmeyi Ulaştırma Bakanı, Cumhurbaşkanı ile ve görüntülü olarak yaptı! Vatana, millete hayırlı olsun ! Tabii ben yine bir sürü karmaşık düşünce ve çelişkiler içinde, olayı baştan sona gözden geçirip, çözümlemeye uğraşıyorum. İşimiz olayın ekonomisini, maliyet ve fayda ilişkisini, değer yaratıp yaratamadığını ya da ne kadar ütüldüğümüzü (bu terim benim değil rahmetli Özal'ındır ) anlamaya çalışmak!

Önce;

Açıklamalar :

GSM (Global System for Mobile Telecomunications) = Küresel İletişim Protokolu, Roaming = Hücresel Ağ üzerinden bütün dünya ile iletişim kurma ve dolaşma yetisi,

G = Generation (Nesil halen 3G =3 ncü nesil system kullanıyoruz ama 4,5G ye uzanıyoruz!)

ISP (Internet Service Provider) = Internet erişim hizmeti tedarikçileri (kaç tane var ?)

DATA = Veri ( telefonda ses iletişimini biliyoruz da veri aktarımı ne ola?)

FIBER OPTIC = Bakır ya da başka bir metal üzerinden değil Fiber denilen ve üzerinden ışınlarla iletişim yapılabilen material.

1 Nisan = Dünyada kabul gören ve herkesin birbirine şaka yapmaya çalıştığı gün !

Tarihçe :

GSM kullanımı 1982 ye kadar gidiyor ama Türkiye'de ilk kullanımı 1994 Mart ayında Turkcell ile başlıyor. İlk görüşmeyi de rahmetli Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel o zamanın başbakanı Sayın Tansu Çiller ile yapıyor. O anda kullanılan Makine, anten ve pilin büyüklüğü nedeniyle pek de cebe sığacak gibi değil ama olsun iletişim sağlanıyor!

2005 yılında ise bütün dünyada 3G teknolojisinin getirdiği etkinlik ve kolaylıklar ile kullanıcı sayısının katlanarak artması ve yaygınlaşması mobil telefon işini bir fenomene dönüştürdü. Güzel de biz neden bu 4,5 G işine sardık? Dünyada benzeri olmayan buçuklu sayma ya da iş yapma eğilimi neden bu kadar önemli ve propagandası yapılıyor? İşi bilenler ne diyor veya söyleyecekler ama neden yutkunuyorlar ? İnansalar da inanmasalar da ihaleye girip, uçuk paralarla ne yapmaya çalışıyorlar? Bu paraların geri dönüşü var mı? En çok kim kar eder ya da yutulur?

 Anlayabildiğimiz kadarı ile gelişen iş dünyasının, satmaya çalıştığı hizmetlerin büyük bir kısmını hatta bazılarının tamamına yakını web tabanlı ve İnternet üzerinden yapıldığından , veri aktarma ihtiyacı çığ gibi büyüyor ve ne altyapı ne de iletişim ağı bu yükü taşımaya yetmiyor. Yani 3G ile zorlanarak yapılmaya çalışılan işlerin daha geniş bir bant ve aktarma hızı ile son kullanıcıya aktarılabilmesi için 4G veya 5G dediğimiz bir donanıma gereksinme var ve gerek iş dünyası gerekse devlet kurumları en kısa zamanda ve en ucuza bir şeyler yapıp bu tıkanıklığı aşmaya çalışıyorlar. Tabii bunun dışında ve bilemediğimiz ama uzman/yetkili birinin çıkıp açıklayacağı başka bir neden/nedenler var! Bizi ilgilendiren neden 4G veya 5 G değilde buçuklu olduğu yani ikircikli bir durum var gibi ya da ben yine septik davranıyorum!

Şimdi işin püf noktasına geliyorum! Halen Türkiye'de GSM hizmeti sunan tedarikçilerin açıklanan hesaplarını dikkatle incelediğimizde , aslında bütün faturayı son kullanıcının ödediği, Maliyenin gerek KDV gerekse Özel Tüketim Vergisi adı altında müthiş bir tahsilat yaptığı, her türlü gereksiz elektronik aygıtı piyasaya sürüp pahalı ve çabuk yıpranan ürünler nedeniyle inanılmaz karlar elde edildiği, aslında sadece telefonla görüşmek için çok basit bir aygıtın yeterli olacağı ama teknoloji ile pazarlanan ve sadece sanal ortamda eğlencelik bir sürü saçmalığa çığ gibi paralar harcandığı bir ekonomi gıdıklanıyor ! Normalde hepimiz, yeni nesil teknolojinin telefon ile iletişim için değil başka işler için pompalandığını hissediyoruz ama meraktan ve komşunun kızından geri kalmamak adına , çeşitli atraksiyonlarla satılmaya çalışılan elektronik aygıtların peşinden koşuyoruz.

Özellikle yapılan ihale ile donanıma ve alt yapıya harcanan paraları bilançolarda görmek, çözümlemek ve oradan bir senteze varmak durumundayız. Modern ve saydam sistemlerle yönetilen ülkelerde denetim, sorgulama ve hesap verme mekanizmaları vardır ve ortam öylesine kontrol edilir ki kimsenin canı yanmasın, atılan taş ürkütülen kurbağa misali , maliyet / fayda denkleminde doğruya yakın sonuç elde edilebilsin.

Ayrıca parlamentoda görev yapan muhalefetin gölge kabinesi hem kamu kurumlarında hem de özel sektörde gerçekleşen rakamların çözümlemesi ve açıklamasını öyle dikkatle yapar ki halkın canı yanmasın, cebi delinmesin ! Bu üstünkörü değindiğim konulara ciddi ve sonuç alıcı bir şekilde müdahale eden muhalefet aranıyor !

Şimdi 1 Nisan şakası bunun neresinde dediğinizi duyar gibiyim ! Aslında şakayı aldık da cevap verilmedi !

Ne dedi Sayın Ulaştırma Bakanı ? Kullanırken dikkatli olun, gelecek fatura şaşırtmasın !

Yani diyor ki özellikle zırt-pırt dosya indirmeye filan kalkarsanız karışmam , 4,5 G güzel de size göre biraz şey yani !

Son söz :

Bu yazıyı okuyan ve itirazı olanlara ricam olsun. Lütfen 4,5G li faturalarınızı ve öncekileri karşılaştırıp, farklı örnekleri sunarsanız daha açıklayıcı ve tatminkar cevaplar üretebiliriz. Ama sefam olsun, ben teknoloji tutkunuyum, çok iyi kullanıyorum diyorsanız laf yok! Eh o kadar olur tabii, bizim hovardalık öykülerimiz meşhurdur, fatura geldiğinde tüketici haklarını koruma derneğine gönderin veya kendinize 4,5G si olmayan bir GSM aygıtı alın, benden söylemesi !

Saygı ve selamlarımla,

Yazar Sayfası: Yazarın Köşesi:  / Tarih: 1.4.2016 00:00:00 / Okunma = 3014

İstihdam daralması !


Bu sabah , Ulusal Kanalda Çetin Ünsalan ın Ekopolitik programına misafir olan Sayın İsmail Bayer i izledim, yine kötümser düşünce dehlizlerinde, bunalımlı, hüzünlü, hiddetli, küfürlü bir duygu girdabında, dolaşıp durdum !

Sayın İsmail Bayer i bilen bilir ama eski Çalışma Genel Müdürü olarak, donanımının, becerisinin,kültür ve sanat imbiğinden geçmiş sağduyusunun ürünü olan söyleşilerini dinlerseniz , her birinin yönetim bilimi ve siyaset okulları için vazgeçilemez dersler olduğunu görürsünüz. (Bkz “youtube” ekopolitik videoları) Bu günün konusu “İstihdamda daralma” ve ben bir iktisatçı yaklaşımı ile dinlerken yine çözümsüzlüğe doğru artan bir ivme ile gittiğimizi görüp, kahroldum...

İktisatla ilgilenenler, herhangi bir alanda, şirket, şehir, bölge veya ülke ekonomisinin tasarlanması, kurgulanması, yönetilmesi için doğru bir siyasi iradenin var olması gereğini, aksine siyasi otoritenin yanlı, yanlış, cahilce, beceriksizce ve hatta kötü niyetli olması halinde başarının mümkün olmadığını bilirler.

Bu işlerde şansa yer yoktur, tanrılar da karışmazlar, temel etmen insan kaynaklarını doğru bilgilendirip, eğitip, beceri kazandırarak, yasalar çerçevesinde davranış bütünlüğü sağlanmasıdır.

Sevgili Bayer “işe Fransız kalmak “ deyimi le ilgili öyle bir örnek verdi ki, şu anda sorumlu mevkide olanlar manayı anlasalar, armut gibi, sırt üstü yere düşerler! Yıllardır yapılan yanlışları anlatıyor, belgeliyor ve uyarıyor ama nafile !

 Kusura bakmayın ama “yuh yani” !

Cumhuriyeti kuranlar, 21nci yüzyılda, bizi kimlerin, nasıl yöneteceğini öngörebilseler, kendi emekleri için sigorta satın alırlardı !

Bu kadar çapsız, ilkesiz, bilgisiz ve vizyonsuz kadrolar nasıl oluştu ve neden? Dünyada kendi kendini yok etmek için, aldatılmış yığınların oyu ile iktidar olup, böylesi bir zarar süreci yaratmak sadece bize mahsus ! Programı izleyenler, nasıl bir cehenneme doğru yaklaştığımızı görüp, kıvranmışlardır! Dehşete düşmemek elde değil !

Bu köşe daha çok, ekonomi ile ilgili bilgi aktarmak ve çözüm arayışlarına bir nebze ışık tutabilmek amacı ile oluşturuldu ama güncel sorunların yarattığı bunalımdan kurtulup, uzun vadeli ve daha geniş açıdan bakan analiz ve sentezler yapmak olası değil !

Yine de iktisadi olayların neden ve sonuçları tartışılırken değişmez bazı koşular önümüze gelip, bizi zorunlu olarak önlem almaklığımız konusunda uyarır ! Yani sadece işaret edilen konular, hızlı radikal kararlarla, uzmanının dediği gibi bağıtlansa daha iyi bir sonuç alınması mümkündür.

Günün konusu “istihdam daralması” konuşulurken, dış faktörler yanında toplumumuzun onulmaz kusurlarını da tartışmak ve acil önlemler almak gereği ortaya çıkar:

Genel kültür noksanlığı, eğitimsizlik, genetik faktörler, üretmeden ve paylaşmadan , tamamen ilkel, bireysel içgüdülerle hareket eden insan yığınlarının sonunda kaos yaratacağı apaçık görünür !

Nüfus kontrol edilemez, okullaşma ve ortak yaşam koşulları gözardı edilip, ahlaki değerler yozlaşır, yasa ve müeyyideler uygulanamaz olur ve çözülme kaçınılmazdır !

 Özellikle , siyasi arenada rol almış bir çok hazret ( buna muhalefettekiler de dahil ) bu konularda işin uzmanına danışıp, ehline vermek yerine hamasi nutuk atarak , sorumluluktan sıyrıldığını zanneder ! Eh adaleti olmayan toplumlar da hesap sormayı, hak edene gerekli cezayı veya ödülü vermeyi bilmezler, beceremezler.

İşin acı tarafı, faturayı en az günahı olanlar öder , ülkenin katlandığı ve katlanacağı maliyet artar, anlamsız bir zarar doğar ! Sonuç : “adem”dir !

Kötümser olduğumu düşünmeyin, uzun vadede zaten herkes ölecek !

Gününüzü iyi geçirmeye bakın.

 Saygılarımla,

 Ayhan Baha Tuğsuz

Reel ekonomi, sanal ekonomi ! (*)

      Bu yazıyı okuyanlar sonunda, en az iki şey düşünecekler ! Ama telaşlanmayın çok fazla abartmayacağım !  Öncelikle, önermelerin bir çoğunu biliyorsunuz, fazla didaktik olmaya gerek yok, sayılar da vermeyeceğim, zaten istendiğinde açık kaynaklardan bulup, değerlendirirsiniz.

       Bugün, T.Büyük Millet Meclisinde 2015 Bütçe Kesin Hesap Yasası Kabul edildi ve milletçe nasıl kandırıldığımız belgelendi. Bizim paramızla nasıl har vurup, harman savrulduğu açıklanmaya daha doğrusu savunulmaya çalışıldı, muhalefetten de pek öyle ahım şahım bir eleştiri gelmedi. Ne yapsın garipler, denetim süreçleri yok edilmiş bütçe harcamalarını sevseler ne olur, yerseler ne olur ?

     Anlatılan öykülere bakarsanız çok iş yapılmış, başarı sağlanmış da biz anlayamıyoruz ! Milletin parasını, milletin iktidarı , kafasına göre harcamış, aslında popo muzdaki delik daha da büyümüş ama olsun, istikrar var diyorlar ! Kendimi tutamayıp, ayrıntılara girdikçe benim bildiğim iktisat bilimi, hesap , kitap, maliyet fayda , gerekli mi, gereksiz mi kavramları anlamsız kalıyor! Hele faiz, döviz, dış ticaret, sanayi, fakirlik, işsizlik, pahalılık, enflasyon, dış­ iç borçlar dokunulamayacak konular ! Eh ne yapalım, biz de duyduklarımıza değil gördüklerimize inanırız.

       İşte tam burada reel ekonomi ile ilgili birkaç temel sorunu hatırlamaya çalışalım : Biliyorsunuz, ülkenin, yani insanlarımızın bir yılda uğraşıp, didinip yaratabildiği toplam gelir gayri safi milli hasılayı oluşturuyor ! Çok yakında OECD, Dünya Bankası , IMF gibi uzman kuruluşlar kendilerine verilen (verilmesi uygun görülen ) verileri düzenleyip açıklarlar ve dünya ölçeğinde nereden nereye geldik anlarız. Muhtemelen şöyle yaptık, böyle ettik laflarının pek de geçerli olmadığı, aslında ülkenin üretim potansiyelinin doğru dürüst kullanılamadığı, açığın büyüdüğü ve sıcak para akışının bir şekilde sağlanamadığı takdirde daha da zor günlere doğru hızla yol aldığımız görülecektir ! Yani reel (gerçek ) ekonomimizin aslında sanal olduğu , saklanmaya çalışılsa da sibek gibi ortada kaldığı anlaşılır ! Bu, bana göre ne reel ne de sanal ekonomi kavramı ile açıklanabilecek bir durumdur ve “kötü” bir şeydir.

     Peki, sanal ekonomi ne ola ki? Bu parası olan adamla olmayan adam arasında müthiş farklılıklar gösteren bir olgudur. Söz gelişi piyango bileti alırsınız, yüklüce bir para da kazanırsanız kafanıza göre harcarsınız, sanki alış verişle yaratılan cironun artışına destek olursunuz ama toplamda yurt içi para miktarını değiştiremezsiniz. Çünkü kazanamayan milyonların kaybettiği paranın bir bölümü bu işte kullanılmıştır, geri kalanı idarenin kötü tasarrufuna bırakılmıştır. Parası olan adam, borsadan kağıt alır , hayal kurar, borsa yukarı mutludur, borsa aşağı, mutsuz ! Hiçbir iktisadi değer yaratmaksızın, yuvarlanıp gider !

      Daha bir çok örnek verilebilir ama işin özeti, toplumun katma değer yaratmaksızın yaptığı tüm parasal faaliyetler sanal bir süreci var eder, fakirliği tetikler, moral yıkıntıya neden olur. İşte bu daha da “kötü” bir şeydir.

     Bir de reel ekonomide yapılan faaliyetlerden uğranılan kayıplar var ki o daha fecidir.

Üretilip, yurt dışına ihraç edilen mal ve hizmetlerin fiyatları adeta dip seviyelerdedir ve burada  yaratılan katma değer bize bırakılmaz, dışarıdaki alıcılar sizin malınızı kendi fiyatları ile değerlendirip karın büyüğünü yurt dışında bırakırlar. Yani boğaz tokluğuna çalışıp, ithal ürünleri kazıklanarak alırsınız, fakirleşirsiniz, daralırsınız. Küreselleşmenin getirdiği açmazlara metazori katlanıp, hayal tacirliği yapanları, oy çokluğu ile başa getirirsiniz, borçlanırsınız, köleleşir-siniz, geçmişte yaratılan milli ekonomi ile elde edilmiş varlıkları özelleştirme furyası ile ona buna peşkeş çeker, “90 yıllık enkaz aldık” edebiyatı yaparsınız...

Sonuç :

Başta da söylediğim gibi şimdi en az iki şey düşünüyorsunuz :

1. Çok kötümser bir yazı, yine aynı terane, çözümden bahis yok !

2. Ben bu işin neresindeyim, çıkış var mı, yoksa öldük mü?

Her zaman çıkış vardır ama zamanı gelmedi herhalde ! ( T faktörü)

Ben hep söylerim meraklı bir ekonomist iyi yazı yazamaz ! Yine de bir sonraki yazıyı kaçırmayın !

Esen kalın !


Ayhan Baha Tuğsuz,

Yazar Sayfası: Yazarın Köşesi:  / Tarih: 10.3.2016 00:00:00 / Okunma = 2926

 

Yeni döneme doğru !

Biliyorum, hepimiz yarın, 1 Temmuzda kalkacak bulaş yasakları nedeniyle karmaşık duygular içindeyiz !

Neyi, ne zaman , nasıl yapalım, yapabilir-miyiz, öyle mi, böylemi doğru olur gibi düşüncelerin çaparizinde , durumdan görev çıkarma eşiğindeyiz !

Ben de öyleyim ama uzun zamandır bu aşamaya gelineceğini öngörüp, en iyisi bir planın olmasıdır diye hazırlık yapmıştım, şimdi o aşamaya gelindi, elde olanlarla gereksinmelerimizi karşılaştırıp, hep beraber en iyi seçeneği bulmaya çalışalım.

Öncelikle neler yaşadık, neler kaybettik, telafisi mümkü olanlar ve olmayanlar ile yeni dönemde kazanılacaklar, önümüzü daha net görmemizi sağlayacaktır. Birçoğumuz ya işini kaybetti ya da bozulan piyasalar nedeniyle büyük zararlar etti. Sağlık sorunu yaşayanlara geçmiş olsun demek yetmez, hem maddi hem de manevi destek vermemiz lazım. Ama hepimizin öncelikle ihtiyacı olan şey umut, geleceğe dair olumlu bir beklenti, heves, enerji, çevre koşulları , kendimize güven ve irade gücü.

İçinde bulunduğumuz ekosistem, siyasi ve ekonomik koşullar, eskiye oranla daha zorlu bir döneme gireceğimizi, bulaş kısıtları geçse de risklerin hala devam ettiğini, yeni bir bulaş dalgasına yakalanmazsak, istikrarlı ve yavaş ivmeli bir düzelme yaşanabileceğini işaret ediyor. Bunu sadece ülkemiz verilerinden değil aynı zamanda dünyadan gelmekte olan haber ve yorumlardan anlayabiliyoruz.

O zaman bu verileri önümüze koyup, kendi koşullarımızla, karşılaştığımız ya da aniden önümüze çıkabilecek engelleri de hesaplayıp bir strateji belirlemek gerekir ! Hoş herkesten aynı disiplin ve özveriyi bekleyemeyiz ama yakın çevremizdeki dost ve sevdiklerimizle bu ve buna benzer çözümlemeler yaparsak , ortak ya da birleşik akıl süreçlerini uygulayıp daha elverişli koşullar oluşturabiliriz.

Örneğin sağlığımızın ne kadar önemli ve değerli olduğunu tekrar hatırladık ve kaybedersek başka hiçbir maddi kayıpla kıyaslanamayacak bir sorun olduğunu ve öncelikle korumamız gereken bir şey olduğunu anladık. Öyle ise bundan sonra yapacağımız bütün plan ve uygulamalarda birinci ve vazgeçilmez koşul olarak onu öne alacağız. Bence maske, mesafe, hijyen uygulamasına bir müddet daha devam etmek gerektiğini unutmayacağız.

İkincil olarak işimizi, çalışma koşullarını, mümkünse yeni iş alanlarını ve müşterilerimizi yeni dönemin gereksinmelerine göre yeniden düzenlemeye ve geliştirmeye odaklanmalıyız.

Kaybedilen gelirler, ödenemeyen borçlar, telafisi mümkün olmayan zararlar için üzülmek beyhudedir,

Yeni gelir ve/veya kazanç alanları düşünmeye, yeni beceriler edinip atılımlar yapmaya, girişimci insanları teşvik edip desteklemeye , varsa engelleri kaldırmaya çalışıp, daha olumlu ortamlar oluşturmak için daha başka yöntemler denemeliyiz.

Eğitim ve öğretim döneminde olan çocuklar ve gençler için daha hızlı, etkili ve verimli süreçler gündeme geliyor. Ezberci eğitim sisteminden vazgeçilip, öğrenmeyi öğretme, kendi kendine, deneyerek kazanılan bilgilerle daha kalıcı ve üretken bireyler yetiştirildiği bütün dünyaca biliniyor. Bu süreçleri dışarıdan beklemeden, kendiliğimizden algılayıp, kazanıp ve uygulamaya geçmek büyük avantajlar sağlayabilir. Dolayısıyla yeniden , daha büyük şevk ve heyecanla tutum ve davranışlarımızı değiştirmemizde yarar var !

Burada özellikle tartışmak ve dikkatleri çekmek istediğim bir konu da şudur.

Gençlerin her aşamada donanımlı, girişken ve üretken olmalarını sağlamak adına yapılması gerekli çalışmalar!

Biliyorsunuz okul ortamında her bilginin ve becerinin kazanılması mümkün olamıyor. Ama toplumsal ve kültürel çalışmalar için oluşturulmuş alanlarda birçok yeni beceri ve etkinlik paylaşılıyor ve geliştirilebiliyor.

Bu nedenle genç kuşakların istedikleri her alanda, doğru ve yetkin eğitmenler tarafından yönlendirilmeleri, yetenek ve becerilerinin geliştirilmesi , olağanüstü başarılar elde edilerek özgür ve bağımsız düşünebilen bireylerin çoğalmasını, daha mutlu bir ortamda güven ve gönenç içinde yaşamalarını mümkün kılacaktır.

Umarım özlediğimiz ve beklediğimiz yeni süreç esenlik ve güzelliklerle dolu olur,

Başarı ve mutluluk dileklerimle,

Saygılarımla,

Ayhan Baha Tuğsuz

Ataköy, 30 Haziran. 2021

(1 Temmuz 2021 de https://www.facebook.com/grupgazetesi yayınlandı. )