27 Mayıs 2025 Salı

Kelaynak lar...

 

Kelaynaklar





Merhaba, bu da nereden çıktı demeyin, bugünlerde hiç aklımdan gitmiyorlar çünkü çok benzer yanımız var !

Malum, biz “baby boomers”” kuşağı çok azaldık ve hızla azalmaya davam ediyoruz, aynı Kelaynak kuşları gibi ! Ama onların bir şansı olabilir, korunmaya alınıp hatta GDO plantasyonu yapılarak çoğaltılabilirler. Ama bizim kuşak, hem yaşadığı dönemin olağanüstü koşulları hem özgün ve sağlam bir eğitim sisteminin uygulanması hem dönemin siyasi figürleri hem de savaş sonrası yokluklardan müthiş bir kalkınmayı başaran umut ve arzu dolu insanlardan oluştuğu için bir fenomen olarak kalacak, tarihte benzeri görülmemiş bir başarı öyküsü olarak anılacak. Gelecek kuşaklarla benzeri şeyleri yaşamak mümkün olamayacak fakat belki Yapay Zeka ile 68 kuşağı özelliklerini taşıyan robotlar inşa edilip deneyler yapılacak, sonucu o günün insanları görüp irdeleyecekler, artık ne derler bilemem!

Bunları yeni açıklanan ve uygulaması planlanan müfredat programını okuyunca düşünmeye başladım ve giderek olumsuz, kötümser, üzgün ve kızgın bir halde rastgele yazıyorum. Programı tasarlayan, hedef koyan ve siyasi iradenin desteği ile topluma, zorla  ve kabul edilemez numaralarla yedirilmeğe çalışılan iş, aslında yapanlara da fayda getirmeyecek, akılsız, mantıksız, ilkesiz ve ahlaksız bir dayatmadır, kaynağı anlaşılmadan çözüm üretmek pek de olası değildir. Çünkü okula gönderilen ve çağdaş dünyayı yakalamak ümit ve niyetinde olan çocuklar beyinleri yıkanıp, düşünce yetileri yok edilip yetenek ve becerilerden yoksun, bağımlı ve sadece tüketen asalaklara dönüşecektir.

Yapılması gereken ilk şey muhalefetin ciddi, zararları ve sakıncaları iyi açıklanmış bir manifesto ile karşı çıkması, var gücü ile engellemeye çalışmasıdır. Tabii bunu yapacak muhalefetin de o denli hazır ve motive olması gerekir. İşte tam burada Kelaynaklar devreye girmeli. Nasıl mı?

Uzun zamandır siyaset yazmıyorum ama ilgilenmeyi hiç bırakmadım. Bu konuları düşünen, üzerinde çalışan, yeri geldiğinde tezini hem de harika bir şekilde açıklayan kişilerden oluşan bir grubun üyesiyim. Ama sayıca çok azız ve parti içi etkin siyaset yapma olanaklarımız çok sınırlı. Şikâyet etmek için değil ama çok daha fazla genç, donanımlı, örgüt içinde görev alan, daha çok nitelikli üyeye ulaşmayı sağlayacak elemanlara ihtiyaç var. Örneğin o elemanlar yargıda, Milli eğitimde, Mülkiyede ya da üretim alanında çoğalmaya ve toplumsal desteği yönlendirmeğe başladıklarında yukarıda sözü edilen olumsuz süreçler yaşanmaz, ülke yönetimi daha rasyonel ve katma değer yaratan bir evreye kavuşabilir. 

Bunun için halen parti üyesi olan fakat fiilen siyaset yapmayan üyelere hızla ulaşıp , yapılabilecekleri listelemek , uygun ve hemen uygulanabilir örneklere ulaşmak, örgütü yeniden dinamik ve sonuç alabilen bir düzeye çekmek gereklidir. Tabii ilke ve kurallardan ödün verilmeksizin.

Buradan gaibe haber saldığımı falan düşünmeyin, okuyanlar ne dediğimi çok iyi anlıyorlar ve büyük ihtimalle destek de verirler. Ama son günlerde yaşanan siyaset pratikleri biz eski kuşakların yaşadığı, inandığı ve sonuç aldığı uygulamaların hiç kaale alınmadığını gösteriyor ve can sıkıyor. Hele anayasa değişikliği önerisi falan anlaşılır gibi değil, adeta aklımızla alay ediliyor. Biz söyleyelim ve hatırlatalım da lazım olan alsın, kullansın !

Günümüzde yaşanan bütün olumsuzlukların altında insan kalitesi ve sorunlu ahlak  sapkınlıkları var, ama siyaset alanında yapılması gereken sadece ilkelere ve etik kurallara uygun strateji, plan ve  program yapmaktır. Siyasetle ilgilenen herkesin de bunu bilip, talep edip, uğrunda çaba sarfetmesidir.

Kötü örnekler her gün, yazılıp, görsellerle sergileniyor ama akım durmuyor…
Sözün özü, aklımızı başımıza alıp, ayağa kalkmak, bu hedefe yürüyene destek olmaktır. Söylemedi demeyin…
Esenlik ve başarılar dilerim…
Ayhan Baha Tuğsuz
Ataköy, 03 Mayıs 2024

Aferin bana !

 Geçmiş bayramınız kutlu olsun !


İfadeyi sempatik bulup, gülümseyerek kabul edebilirsiniz, aynen öyledir zaten !

Ama arkasında hinlik var deyip, ikirciklenebilirsiniz de ! Vallahi haklısınız !

Çünkü şimdi okuyacağınız olgular , toplumun bayram falan diye yaşanan abukluklardan, tehlikelerden, zarar ziyandan ders almadığını, aynı teranenin devam etmekte olduğunu bir kez daha anımsatıp, işin neden ve nasıl düzelemediğine ilişkin ipuçlarını kapsıyor ! Kendimce açıklayayım !

Ben küçüklüğümde hem aile çevresinde hem de yaşadığımız mahallelerde sıkça görülen bayramları severim, özlerim, öyle olması gerektiğine inanırım.

O günlerde ülke ekonomisi gibi ailelerin de bütçeleri sınırlı idi, aslında kimsenin kimseden farkı yoktu, israf, lüks ya da aşırı tüketim bilinmez , tam tersine sinekten yağ çıkarırcasına tutumlu bir yaşamın her alanda izleri görülürdü.

Okulda yerli mallar haftası işlenirdi ama zaten hepimizin evlerinde kışlık erzak biriktirilen kiler, kendi turşusunu ya da tükenmezini kendi basan babaneler, yırtığını, söküğünü yamayıp yeniden kullanıma sokan anneler , hasılı bir tutarlı davranış bütünlüğü vardı.

Yeni bir giysi ya da ayakkabı bayramdan bayrama alınırdı, ağabeyin pantolonu ya da ceketi atılmaz küçüğe yaraşırdı. El öpenlere mendil ya da çorap verilirdi, ve herşey olağanüstü bir titizlik ve saygı ile değerlendirilip, kıymeti bilinirdi.

Her evde kurban kesilmezdi ama kurban etinin çok büyük bir bölümü layıki vechile dağıtılıp , sevabı , duası paylaşılırdı. Tabii bayramın hikmeti tam anlamıyla anlaşılır, sevilirdi.

Ama son yıllarda giderek kötüleşen ve yaygınlaşan bir davranış modeli tadımızı kaçırmaya başladı.

Özellikle ekonomik koşulları görece iyi ama kültürel hiçbir kazanımı ve yeteneği olmayan öyle bir insan tipi gelişmiş ki bazen gördüklerime inanamıyorum. Etrafınıza bakın bakalım, bu bayramın size uygun gelen nesini göreceksiniz ? Ne kurban kesmenin kuralları ve ritüeli biliniyor ne de içerdiği sosyal dayanışma amacı yerine geliyor !

Ayrıca bu işle hiç ilgisi olmayan , tüketim çılgını büyük bir kitle de 9 günlük tatil deyip üç milyon kişi ile Bodruma saldırıyor ! Ne trafik düzeni, ne pandemi kısıtları, ne şişirilmiş restoran faturaları ne de kendine bile saygısı olmayan zırzop takımının gürültüyü eğlence sanan aşırılıkları gereken toplumsal eleştiri ve tepkiyi üretemiyor !

Yaşanan saçmalık, kaza, arıza ya da üzüntü ve keder üreten olayları yazılı ve görsel basından okuduğunuzda benzer şeyleri düşünmediniz mi? Hepsini tek tek anlatmanın ne yeri ne de zamanı, ben sadece neden buralara geldik onu hatırlatmak istiyorum !

Eğer belirli bir refah düzeyinde, barış ve esenlik içinde yaşamayı öğretip, öğrenemezsek, demokrat, adil ve uygar bir sosyolojiyi yaratamayız ve güzel bayramlarımız da olmaz !

İşin püf noktası eğitim birliğinde, eğitim ve öğretim seferberliğindedir !

Onun için başlığı kinayeli yazdım !

Esenlik ve başarı dileklerimle,

Ayhan Baha Tuğsuz

24 Tem 2021, Ataköy

Dikkat, hala fırsat ve umut var !

Dikkat, hala fırsat ve umut var !


Bu hafta sonu, 1-2 Aralık 2018 günleri SODEV in geleneksel “Sosyal Demokrasi Ulusal Sempozyumu  II” etkinliği seçkin bir katılımcı grubunun katılımı ile gerçekleşti.

(Ayrıntılar için

http://sodev.org.tr/sd-ulusal-sempozyumu-ii-ozgecmisler/ a tıklayınız )

Öncelikle bu önemli etkinliğin hazırlanmasında emeği geçen SODEV ve FES vakıflarının yöneticilerini , tebliğ sunan akademisyenleri candan kutluyor  ve teşekkür ediyorum. Umarım tartışılan konularla ilgili ayrıntılar en kısa zamanda yayınlanır ve çok daha büyük bir kitlenin erişimine açılır. Öğrenilecek çok şey var ! Bildirileri mutlaka okuyunuz.

Ben burada, sempozyum sırasında aldığım notları değerlendirip, bir özetini bilgilerinize sunmak istiyorum.

Katılımcılar , hem sosyal demokrat siyasetin inceliklerini hem de günümüz siyaset ortamında gelişen koşullarda yapılması ve yapılmaması gerekenleri yeniden hatırladılar. Yaklaşan yerel seçimler öncesi bu etkinlikten alınacak en önemli ders; kötümser duygu ve düşüncelerden uzaklaşıp, mümkün olan çözümler ve doğru adaylarla , yerel siyasetin tasarlanıp uygulanması gereğidir.

Özellikle küreselleşme olgusu ve neo-liberal politikalar günümüzde olağanüstü büyük sorunların birikmesine neden oldu. Popülist iktidarlar, niteliksiz siyasiler , aşırı otoriter, baskıcı uygulamalar,  yolsuzluk alanları liberalizmin temel prensiplerinden vazgeçilmesi gereksinmesini artırmakta, farklı arayışlar ve çözüm önerileri yeniden gündeme taşınmakta.

Özellikle II. Dünya savaşı sonrası , hem liberal hem de sosyalist ekonomik uygulamaların yetersiz kaldığı alanlarda daha tutarlı ve etkin siyaset yapılabilmesi  ve nihai olarak Sosyal Refah Devleti hedefine ulaşılabilmesi için gerek liberal gerekse sosyalist sistemlerin kabul edilebilir ve uygulanabilir politikalarından elverişli olanlar ile sosyal demokrat bir program ve siyaset pratiği oluşmuştur.  Yani bir sentezdir. Amaç özgürlükler ve sosyal adalet gereksinmesine çözüm üretmektir.

Temel olarak Anayasa ve yasalar düzenlenirken haklar ve fırsat eşitliği gözetilir.

Devletin anayasal otoritesi tanımlanırken, kontrol, mülkiyet hakkı,  bölüşüm, sosyal adalet, tam istihdam, büyüme, düşük enflasyon, emeğin korunması, tüketim, serbest rekabet kurumları tarif edilir, fırsat eşitliği, eğitim hakkı, sağlık hakkı, çalışma hakkı, sendikal haklar, sosyal güvenlik hakkı, barınma hakkı, sağlıklı çevre hakkı , anne, çocuklar, yaşlılar ve özürlülerin korunma hakkı gibi bireysel haklar da güvence altına alınır.

Sosyal Demokrat siyaset dünyada çok farklı şekil ve yaklaşımlar ile uygulanmaktadır. Ama yadsınamayacak bir gerçek şudur ki artık sol tandanslı politikalar olmadan sosyal adaletin tesis edilmesi ve halkların refah ve mutluluk içinde yaşaması mümkün görülmemektedir.

Şimdi sempozyum sırasında yapılan bir tespiti burada tekrarlamak ve dikkatinizi çekmek istiyorum.

Ne yazık ki  ülkemizde sosyal demokrat bir parti yok ! Kendini sosyal demokrat diye tanımlayanlar var ama yaşadıklarımız ve gördüklerimiz, öneri ve uygulamaların sosyal demokrat siyasetten çok uzağında olduğumuzu işaret ediyor.

Partiler kendilerini yenileyemiyor , eleştiri ve yapıcı tekliflere kapalı, toplumla bağları giderek zayıflayan ve aşırı otoriter bir kısır döngü içinde kıvranıyorlar.

Ama bu durum sürdürülebilir değildir ve sosyal demokrat siyasetin doğru mecralarda ve donanımlı insanlarla yapılması halinde kısır döngünün kırılabileceği anlaşılmaktadır.

Toplumsal mutabakat ile oluşacak bir anayasa ile parlamenter sistemin yeniden tesisi, kuvvetler ayrılığı ve adil yargının cari olabilmesi için direnmek ve müdahale etmek gereği artık kaçınılmaz olarak geldi, dayandı.

Umutsuz olmaya hakkımız yok, doğru, tutarlı ve özverili insanların siyaset kurumuna taşınması , desteklenmesi gereği var !

Sonuçtan hepimiz sorumluyuz !

Saygılarımla,

Ayhan Baha Tuğsuz

03.12.2018, Ataköy  

Yazar Sayfası: Yazarın Köşesi:  / Tarih: 3.12.2018 00:00:00 / Okunma = 31704

Ev ustasının cephaneliğinde gerekli cihaz!!!

İlginç bir sosyal demokrasi dersi!


Öncelikle toplantıyı düzenleyen TÜSES ( TÜSES | Türkiye Sosyal Ekonomik Siyasal Araştırmalar Vakfı (tuses.org.tr) ve şu anda İBB Muhtarlık İşleri Daire Başkanı olarak görev yapan Sayın Yavuz Saltık’ın ( www.yavuzsaltik.com ) 2019 - 2022 yılları arasında İBB Sosyal Hizmetler Daire Başkanlığı görevi sırasındaki gözlem ve deneyimlerini “Yoksulluk Sarmalında Türkiye” başlıklı çok önemli bilgi ve önerilerini paylaştığı sunumu için tebriklerimi ve teşekkürlerimi kaydetmek istiyorum. Etkinlik 10 Ekim Perşembe Saat 17:00’de TÜSES merkezinde gerçekleşti, kayda alınıp alınmadığını bilemedim ama eğer böyle bir kayıt var ise kamuoyu ile paylaşılmasının çok ve hayati önemi olduğunu tekrar vurgulamam gerekir. Donanımlı, akıllı, becerikli ve ilkeli bir bürokratın ve ekibinin neler yaptığını, daha neleri yapabilecek potansiyeli olduğunu ve özellikle sol tandanslı “sosyal demokrat ilke ve hedefler” doğrultusunda yapılması gerekenleri kapsayan çok önemli bir ders aldık!
Sunum sonrasında, soru cevap bölümünde gelen sorular, katkılar ve uyarılar ile “sosyal demokrat bakış açısıyla nasıl bir sosyal politika programı olmalı” sorunsalı tartışılıp, gerekli notlar alındı. Özellikle CHP’nin mevcut programının yeniden ele alınıp düzenlenmesi sürecinde tartışılan konuların çeşitliliği; parti yönetimi, Parti Meclisi, Örgüt ve Yerel Yönetimler bazında farklı yöntem, uygulama paterni, kişisel davranışlar ya da çevreden gelen etmenler nedeniyle önümüzde zor bir dönem olduğu anlaşılıyor. 
Sunumda açıklanan uygulamalar, elde edilen başarılar, yaklaşım strateji ve taktikleri, kullanılan teknik, personel ve materyal konuları çok kapsamlı bir çalışmanın ürünü olduğu anlaşılıyor, başarı sağlanan alanlar ile ilgili tecrübenin hem parti yönetimi hem de örgüt ile paylaşılarak çok daha etkin ve verimli işler yapılabileceği de görülüyor. Bunun kapsamlı ve standart bir eğitim paketi olarak hemen hazırlanıp tüm üyelerin bu yetkinliği kazanmak için çaba sarf etmesi zorunlu! Katılımcılar ayrıca önümüzdeki seçimler için yapılacak çalışmalarda başka ne gibi yöntemler kullanılabileceğine dair öneriler de getirdiler.
İşte şimdi burada bir sıkıntıyı dikkatlerinize sunmak istiyorum. Son Kurultay’da seçilerek Genel Başkan olan Sayın Özgür Özel, son kazanılan 31 Mart Yerel seçimleri sonrası gerek üyelerin gerekse kamuoyunun kahir ekseriyetinin beklentilerinden uzak ve ilkelerimize aykırı davranışları ile CHP seçmenini adeta umutsuzluğa sürüklemektedir. Uzun zamandır yaşadığımız ekonomik ve siyasi gelişmeler mevcut iktidarın sorunları anlama ve çözme kapasitesinin tükendiğini, yeni, rasyonel akla uygun ve dürüst bir iktidar değişimi olmadan bu sarmaldan kurtulunamayacağını göstermektedir. Özellikle ülkenin kaynaklarının sınırsızca harcanarak, verimsiz ve getirisiz işlerle, akıl almaz bir israfın sürdüğünü, bunun ancak sol tandanslı, planlı bir ekonomik program ve düzelebileceğini ama bunun da olabilmesi için ülke içindeki yargı ve güvenlik uygulamalarının adil ve saydam bir şekilde düzenlenmesi gereğini biliyoruz. 
Beklenen, CHP ilkeleri ve programı çerçevesinde olması gerekenin radikal, açık ve anlaşılır bir dil ile halka açıklanması, iktidara hazır ve donanımlı bir kadronun görevi devralması için de erken seçim çağrı ve hazırlığının yapılmasıdır. Ayrıca mevcut iktidarın her türlü olumsuz uygulama ve yaklaşımlarına rağmen barışçıl ve uysal bir “business partner” gibi davranmanın da hiç mana ve gereği yoktur. Öyle anlaşılıyor ki Sayın Genel Başkan kendisi ve çalışma arkadaşları ile bu açmazı çözümleyememiştir. Örgüt de bu garip durum karşısında ne yapacağını bilemez halde sessiz ve edilgen olmaya devam etmektedir.
Oysa sol tandanslı, Sosyal Demokrat olduğunu ve halk için, halk ile üretmeyi ve refah yaratmayı önceki dönemlerde uygulamış ve başarmış bir partinin siyaseti bu olamaz! Yukarıda bahsi geçen sunum içeriğinde eğitim ve öğretim programlarında olması şart o kadar çok ve yararlı öge var ki hepsini burada sıralamak mümkün değil. Ama Partinin bütün kademelerindeki görevliler ve üyeler bu öğretiyi almak, özümsemek ve görev sürelerinde uygulamak durumundadırlar. Bu, aslında  esas sorunun yönetim değil “yönetişim” metodolojisi yoksunluğu olduğunu gösteriyor. Hem de çok şiddetli bir sorun! 
Toplantı sırasında aldığım notlar ve uçuşan düşünceleri bu köşede yayınlamanın gereği de yok faydası da! 
Siz zaten kendi çevrenizdeki örgüt davranışlarını ve arızaları biliyorsunuz. Benim hatırlatmak istediğim, partinin tüm üyeleri ve yönetim katmanlarında bulunan kişiler, Sosyal Demokrat bir partinin nasıl çalıştığını tekrar bellemeli, amaca yönelik uygulamaların eyleme geçilmeden önce örgütün en mütevazı biriminin de görüşüne ulaşıp, ortak akıl ile ve halk yararına bir hizmet yapılmasını mümkün kılacak yol haritalarının hazırlanması, eksiksiz uygulanması, aksaklıkların hemen ve daha etkin bir müdahale ile düzeltilmesi için elde mevcut materyalin kullanılması. Buna hepimizin ve de en çok partinin tepe yönetiminin ihtiyacı var!
Dikkatinize sunmak istedim!
Esenlikler ve başarılar diliyorum,
Ayhan Baha Tuğsuz, Ataköy, 11 Ekim 2024

 

>

Amigdala!





TBMM de dün yaşanan müessif olay hepimizi derinden üzdü, düşündürdü, endişeye sevk etti ve acil önlem alınmazsa gidişatın onulmaz yaralar açacağını gösterdi! 

TV de seyrettiğim saldırı ve sonrası yaşanan kaotik sahne hemen, yıllardır tartışılan ve sorumlusunun da aynı dertten mustarip olduğu bilinen bir arızayı akla getirdi! ““Amigdala””
Araştırdığınızda, beynin küçük bir bölümü olup duygusal hafıza ve tepkiler ile ilgili önemli görevi olan işlem merkezidir ve gerektiği gibi çalışamadığında duygusal tarafta yıkıcı semptomlara neden olarak kişinin ruhsal durumuna ciddi etki eden, tehlikenin algılanmasını ve tehlike hafızasının oluşmasını sağlayan bir organ olduğunu göreceksiniz. Duygulardan biri olan korkunun yaşanması durumunda amigdala aktif hale gelerek kişinin tepkilerini etkiler, korkuya karşı hayatta kalma içgüdüsü meydana gelir. İleri zamanlarda benzer bir durumla karşılaşıldığında amigdala aynı duyguları size yaşatır hale gelir. Amigdala kaygı veya korkudan daha fazlasına katkıda bulunabilir. Korku ve kaygı gibi duyguların yönetiminde önemli bir role sahip olan amigdala, duygular kontrol altına alınmadığı durumda amigdala kaçağını ortaya çıkarır. Bu da bir kişinin durumlar karşısında aşırı tepki vermesi durumudur. “” 

Olayın tıbbi ve psikolojik açıklaması bizim işimiz de değil haddimiz de ama merak edenler nerelerde ve kimlerde görüldüğü ile ilgili bilgileri kütüphanede bulabilirler.

Bizim görebildiğimiz kadarı ile iyi eğitim almamış, kültür birikimi olmayan, çevre ve aileden gelen gelenek ve görenekleri eksik, arızalı ,  zeka özürlü tipler gergin ve tartışmalı ortamlarda yukarıda işaret edilen sapkınlıkları gösteriyor ve benzeri şahısların çoğaldığı yerlerde kişiler amigdalanın yönetimine giriyor. Dikkat edilirse saldırganı kontrol edip sakinleştirmek yerine çok sayıda savaşçı işe karışıp, haksız iken haklı olmaya çalışıyor! 

Esef edici bir durum! Hem de Yüce Meclis Genel Kurulunda, ağır bir sorumluluk altında iken , ne Anayasa, ne yasa, ne hukuk, ne hak, hiçbir şeyi dinlemeden , anlamadan saldırı !
Bu, mevcut siyasi ve ekonomik sürecin, artık yönetilemez hale geldiğini, tarafların birbirlerini anlayıp saygı duymak yerine düşmanca tavırlar ile zor kullanma yolunu seçtiklerini, üyelerin milletin vekili olma görev ve sorumluluklarını bırakıp şahsi ikbal ve korunma içgüdüsü ile davrandıklarını, hiçbir konuya sağduyu ve hakkaniyet çerçevesinde çözüm üretme kapasitelerinin olmadığını gösteriyor! Bu heyetten artık iş bekleyemezsiniz!

TBMM’nin, ulusun ihtiyacı olan yönetim erkini taşıma ve ifa etme özelliği kayboldu ise çözüm, yetkin ve ulusal egemenliği temsil ve  icra edebilecek yeni seçilecek milletvekilleri ile sağlanabilir, hemen yola çıkılmalıdır.

Muhalefet partilerinin erken seçim kararını alma yetkinliği görülmüyor ama iktidarı buna zorlayacak yollar vardır, bulunabilir.

Bu acil konu iktidarla müzakere ile değil , halka giderek, halkı ikna ederek ve bu işe ehil kadroları oluşturup, sergileyerek ancak başarılabilir.

Ve ne yazık ki böyle bir eğilim ve çabalama hala gözükmemektedir. Bu işe kafa yoran, çabalayan , yetkin ve güvenilir yoldaşlardan da biraraya gelip, sinerji yaratacak, yönetimi etkileyerek , harekete getirebilecek tepkiler hala yola çıkmadı !

Ümitsiz olamayız, her zaman bir çıkış vardır ama galiba baktığımız yön yanlış, o zaman bakış açınızı değiştirin!

Esenlik ve başarılar dilerim,
Saygılarımla,
Ataköy, 17 Ağustos 2024

HADİ BAKALIM !

HADİ BAKALIM !

8 Kasım 2016 , Dünya siyasetinde bir dönüm noktası olur mu? Bilindiği gibi son başkanlık seçimlerini Trump kazandı ve Ocak 2017 den itibaren yönetimi devralacak ve asıl pandomim ondan sonra... Bu bir tahmin değil, o günden beri gerek siyasi çevrelerde gerekse piyasalarda yapılan yorumlardan bir çıkarım !
Özellikle ABD ekonomisi ve parasal işlemlerle ilgili söyledikleri, mevcut durumu benimsemiş ve devamını arzulayan birçok kesim için belirsizlik yarattı, nasıl bir süreç yaşanacağını bir türlü öngöremiyor ve tansiyon giderek artıyor!
Hele Türk Lirasının başına gelenler piyasa oyuncularını, reel sektör temsilcilerini, ekonomi yorumcularını şaşkına çevirdi. Göstergeleri zaten hızla bozulmakta olan, faiz, kur, üretim ve satışlarda sıkıntı yaşayan ülkemizde, hala bıdı bıdı konuşarak iş yapmaya çalışanların içine düştüğü durum sadece bizim değil yurt dışından takip eden çevreleri de bunalıma sokuyor.
Siyasi söylem ve uygulama saçmalıkları işimizi giderek zorlaştırıyor. Komşularımızı bırakın en uygun çıpa olan AB angajmanımız ve ilişkiler kırılma noktasında. İşin aslını bilenler biliyor ama nedense kimse çıkıp “ yahu galiba yanlış yapıyoruz, bi durun “ diyemiyor ! Tam bir akıl tutulması ve bu süreçten çıkış için bir öneri, plan ya da en azından tartışma zemini oluşturulamıyor!
Epeydir hem içte hem dışta birçok iktisatçı ve siyasi yorumcuyu izliyorum ama gerek teknik gerekse temel analizlerden, hatırlayabildiğim ve burada kaydedilebilecek tek olumlu satır yok.
Eminim bu yazıyı okurken aynı karmaşık ve karamsar hissiyatı sizler de yaşıyorsunuzdur. Maksat felaket tellallığı yaparak çevreye ümitsizlik yaymak değil çözüm olabilecek, karşılaşılması çok olası zararları en aza indirecek önlemleri sıralayabilmek, benzer düşünceleri bir araya getirip sinerji yaratabilmek ve mümkünse bir eylem planı yapabilmek !
Şöyle başlamak gerekir kanısındayım :
  • Kavgadan kimse karlı çıkmaz önermesinden yola çıkarak önce yurt içinde bir barış ortamının yaratılması ve yönetimin hiçbir önkoşul öne sürmeden başlatması,
  • Kamu maliyesi ve para otoritesinin bağımsız hareket edebilmesinin sağlanması,
  • Kaynakların, bilinçsiz ve aşırı harcamalardan sakınılarak üretime ve tasarrufa yönlendirecek söylem ve eylemlerin arttırılması,
  • Uluslararası kuruluşlarla temas ve diyaloğun diplomasi diline özgü ve aşırı ifadelerden sakınılarak geliştirilmesi,
  • En önemlisi de evrensel hukuk normlarına uygun ve tartışma yaratmayacak bir yargı sürecinin geçerli kılınması,
Tabii bunların ele alınıp gerçekleştirilmesi bizim işimiz değil ama hem iktidar hem de muhalefet partilerinin böyle bir anlayışa erişebilmesi için vatandaşların sağduyu ve tutarlılıkla bu beklentileri ilgililere ulaştırabilmesi zorunlu ama en sorunlu alan!

Basın ve özellikle TV yayınları siyasi baskı ve yönlendirme ile “herşey yolunda “ algısı yaratmaya, zaten ne yaptığının farkında bile olmayan yığınları aldatmaya devam ediyorlar.
Görüldüğü kadarıyla siyasi partilerin üye ve teşkilatları böyle bir gereksinme duymuyorlar ve toplumdan kopuk, kendi bireysel gündemleri ile çağdışı bir karanlığa doğru koşuyorlar.
Bu durumda, Trump başkan olmuş, sadece ABD değil bütün dünya parametrelerini zorlayacak önlemler almış, siyasi strateji ve taktikler değişmeye yüz tutmuş, bize bakış açısı da pek öyle belirginleşmemiş bir süreçte halimiz nice olur, düşünmek bile istemezsiniz ! Kehanet değil ama çok yakın bir gelecekte başımıza gelecek !
Herkese ama özellikle önlem alma kapasitesi olanlara tavsiyemdir, elden geldiğince riskleri enaza indirecek kararlar alınmazsa “Trump Sendromu” yaşanacaktır.
Sadece dilekte bulunabilirim :
Hadi bakalım, kolay gelsin !
Saygılarımla,
Ayhan Baha Tuğsuz, Ataköy , 23.11.2016